Saturday, November 16, 2013

Ayhan Yetgin Röportajı / Interview with Ayhan Yetgin


We have talked with the successful Turkish designer Ayhan Yetgin about his designs with attention-gathering geometric details, his fashion show in Mercedes-Benz Fashion Week Istanbul and a lot more. Down below you can see the images from his show and the video of his show, I recommend you to watch it ;) The English translation of the interview is down under the Turkish one :)

*****

Başarılı tasarımcı Ayhan Yetgin ile geometrik detaylarıyla dikkat çeken tasarımlarını, Mercedes-Benz Fashion Week İstanbul’daki defilesini ve daha birçok şeyi konuştuk. Aşağıdaki linkten defile görsellerine ve videosuna ulaşabilirsiniz, bakmanızı tavsiye ederim. İsterseniz röportaja geçelim ;)








*****

Geometri ilginiz nereden geliyor?
Mimarlığa olan bir ilgim var aslında. Çocukluk dönemlerimde aslında bakılırsa sanatın her yanıyla ilgilendim diyebilirim. Bir mimar binaları giydiriyor, moda tasarımcısı da insanları. İnsanlar barınma ve korunmayı öğrendikleri süreçte ilk önce konaklayacağı yerleri oluşturmuştur, sonra giysileri. Çok birbiriyle iç içe, sanki bir heykel yapıyormuşum gibi ya da bir bina tasarlıyormuşum gibi düşündüğüm anlar oldu. Ama gitgide biraz daha giyilebilirliğe yönelmesi gerektiğinin farkına vardım zamanla. Onu biraz daha minimal yorumlayarak daha detaylarda göstermeyi tercih ettim.

Ailenizin tavrı nasıldı moda tasarımcısı olmanız konusunda?
Ailemin yenilikçi olması, yeniliğe çok açık olmasının çok faydası oldu bana. Ben kendi istediğim her şeyi yaptım çocukluğumda, kısıtlanmadım. Ben gerçekten kendimi çok beslemişim. Anneannem zamanında Yeşilçam’a da kıyafet yapmış bir terzi, onun da çok artısı oldu benim için. Aslına bakıldığı zaman çok güçlü bir altyapı var. Ailem benden çok öncüler, hep ittiler beni, eğitimde de, moda tasarımında da. Kendimi ifade edebilmem için çok fırsat sağladılar bana.

Anneannenizle beraber bir şeyler yaptınız mı peki?
Evet, tabi ki, üç boyuta aktardığı çok kıyafetim oldu. Ben keserdim onları, birleştirir misin diye makinenin başında beklerdim.

Fashion Incube desteği alıyorsunuz. Destek ve sponsorluklar olmasa sizce designerlar ayakta kalabilir mi?
Türkiye’de tasarım yapabilmek her zaman kendinden bir bütçe götürüyor, bu bir gerçek. Yeterli derecede hiçbir sponsorluk görmedim ben, sponsorluklara güvenilerek de zaten bir yerlere katılınamıyor. Koleksiyonunuzu oluşturmuş olmanız gerekiyor. Türkiye’de bu anlamda gerçekten antiprofesyonel ilerliyor her şey. Yani oturup onları beklerseniz bu mesleğe bile sahip olamazsınız. Sadece Fashion Week dönemlerinde işte magazinde yer alırız diye son bir iki gün işin içine girmeye çalışan markalar oluyor, bu da bana çok fazla profesyonel gelmiyor.

Fashion Incube ise güzel bir oluşum, eğitim yönünde olan bir desteği var her şeyden önce. London College of Fashion’daki eğitmenlerin gelip bizi koleksiyonlarımızın başlangıcından sonuna kadar desteklemesi, marketingi olsun, kreatiflik olsun her açıdan uzmanlar tarafından incelenip bizlere yön verilmesi çok güzel bir şey. Ama Fashion Incube çok güzel bir oluşum. Gerçi belli bir süresi var, Ocak’ta bitiyor. Biz çok ayrı bir şey olarak ele alalım, zaten hani bu bir noktaya gelmiş tasarımcıları buluşturuyor, yani sıfırdan tasarımcı olmak istiyorum diyeni buraya getirmiyor. Uluslararası platformda marka olmayı hedefleyen tasarımcıları ve geçmişte bir takım şeyleri kanıtlamış tasarımcıları bir araya getiriyor.

Koleksiyonunuzda deney tüplerini kullandınız, ve bunun nedenini camın kırılganlığını göstermek olarak açıklamıştınız. Burada verdiğiniz mesaj sadece bununla mı ilgili, yoksa tasarımlarınızın deneyselliğine de bir gönderme var mı? Tam olarak mesaj neydi?
Kesinlikle öyleydi. Camların kırılma noktasıyla ilgisinden çok deneysel projeleri seviyorum, ve artık giyilebilir bir hale gelen bir koleksiyon bu koleksiyon. Finansal yönden de geri dönüşünü sağlayabilecek koleksiyonlar olması gerekiyor artık. Ama yüzey ve dokuda yine deneysel düşündüğümü, yenilikçi olduğumu göstermek adına beni heyecanlandıran öyle bir şey oldu.

Deney tüpleri

Fashion Week’te tasarladığınız ayakkabıları Beta üretime geçirdi. Bu konuda da kendinize güveniyor musunuz? Bu ayakkabı seri üretime geçecek mi?
Bir önceki koleksiyonuma kadar tüm ayakkabı tasarımlarımı kendim yapıyordum. Beta’nın yaptığı bir koleksiyondu ama tasarım yine bana aitti, yanımda olmaları çok güzel oldu. Seri üretime geçmesi konusunda düşündüğüm bir şey vardı, ama şu an öyle bir durum görünmüyor.

Bu koleksiyonda yer alan ayakkabılar

Sanatsal değer taşıyan kimliksiz giysiler tasarlamaktan hoşlandığınızı söylediniz, bunun tam olarak ima ettiğiniz tasarımlar nelerdir?
Kıyafet olarak görülmeyen, direk bir sanat eseri gibi yorumlanabilecek şeyler diyebilirim. Giyimin kıyafet sıfatından sıyrılıp, farklı bir hale gelmesi, farklı bir algı oluşturması.

İlk koleksiyonunuz olan “Pozitif Direnç” ile HIV hakkında farkındalık uyandırmak istemiştiniz. Peki o koleksiyonla HIV konusunda istediğiniz farkındalığı yarattığınızı düşünüyor musunuz?
O dönem için gerekli yerlerde dikkat çekti, ve insanların bu konuyla ilgili bilgi almasına yol açtı. İstenilen amaç da oydu, o noktaya gitmesiydi. Tabi bu her zaman yapılması gereken bir şey. Şimdi tekrar bir proje daha yapıyorum bununla ilgili Pozitif Yaşam Derneği ile birlikte.

Tasarımlarınıza giyilebilirlik konusunda geçmiş dönemlerde eleştiriler geldi. Peki bu koleksiyonunuzda giyilebilirlik konusunda bir sıkıntı olduğunu düşünüyor musunuz? Daha gündelik şeyler görecek miyiz sizden?
Onu göreceksiniz, belki defilelerde değil ama koleksiyonlarımı sattığım mağazalarda. Bu sefer tabi ki giyilebilirliğe ulaştı. Öncekilerde zaten giyilebilirlik kaygım asla yoktu, olmaması da gerekiyordu. Şu andakinde giyilebilirlik kaygım var ama yine de kendi çizgimde, ve amacına da ulaştı. İnsanlar giymek istiyorlar, sipariş vermek istiyorlar, bu da onu gösteriyor.

Çoğu tasarımcı geçmişe dönük tasarımlar yaparken siz daha yenilikçi tasarımlar yapıyorsunuz. Sizi farklı kılan sizce bu mu?
Bir noktada öyle. Ben hep yakın geleceği, zamansızlığı seviyorum. Şimdi diğer tasarımcılarda, bir eleştiri gibi düşünmüyorum ama; bu sezon da bunlar mı olacak, pembe mi var, hep bu kaygılarla gidiliyor. İşte renkleri araştırayım, dergilere bakayım, şunlar mı moda? Bu mantık asla bana göre değil. Moda tasarımı sadece bir araç bu anlamda benim yaptıklarımı yansıtmam gereken. Ben yine onun içinden değil de dışından bir şeyle katılmak istiyorum oraya ki farklı bir noktayı insanlara gösterebileyim, sunabileyim.

Peki sizi özgün kıldığını düşündüğünüz başka detaylar var mı?
Tasarımlarımın mesaj veriyor olması. İnsanlara farklı bir duygu hissettiriyor olması. Daha önceleri yarışma zamanlarımda o konuda çok fazla tepkiler aldım. Bu çok güzel bir şey, insanların tasarıma  farklı baktıkları zaman farklı bir atmosfere girmeleri çok önemli bir şey bence. Çünkü orada anlatmak istediğiniz bir duygu var, ve bunu kıyafette yansıtmak çok zor. Bu başarılabiliyorsa bu bir ayrıcalık. 

Kendi seçtiğiniz bir kişiyi giydirebilme imkanınız olsa bu kim olurdu? Neden?
Rihanna’yı giydirmek isterdim. Ben onun müziklerinden ilham alıyorum. Çok seviyorum, çok farklı bir atmosferi var. Eserlerine duygularını yansıtması, o duyguyu insanlara aktarması çok sıradışı, o yüzden Rihanna.

Sizi yurtdışındaki moda haftalarında görecek miyiz ilerleyen dönemlerde?
İlerleyen dönemlerde planlarımın arasında o, ama en az iki sene geçmesi gerekiyor gibi geliyor. Belki önümüzdeki yaz Berlin olabilir, ama hedefim Londra. Onun için bir plan var, bu planlamayı yapıyoruz her zaman. Bazı şeylerin aşılması gerekiyor burada. Yani iki sene sonra görebileceksiniz diyorum.

Yurtdışında da haberleriniz çıkıyor, yurtdışına ihracatınız var mı?
Şu an yok, ama onunla ilgili şu an iletişimdeyiz. Çünkü giyilebilir kıyafetler yeni koleksiyonda bulunuyor. Şimdiden sonra olacak, yurtdışında dikkat çekmesinin sebebi tasarımların ayrıcalığı, farklı bir atmosfer yakalaması. Geçtiğimiz Haziran’da Dazed’da yer aldım. O çok güzel bir sıçramaydı benim için. Daha öncesinde Diane Pernet’te çıkmıştı ilk koleksiyonum, o benim için bir dönüm noktasıydı. Daha rahat algılıyorlar, yurtdışındaki bloggerlar olsun, editörler olsun. Burada aynı şey geçerli değil, o da üzücü tabi ki. Yani oradan çok daha dönüş var, sanki ben orada yaşıyormuşum gibi. Çok ilginç. Ama benim amacım uluslararası platformda yer almak çünkü yaptığım işler de bir noktada ondan kaynaklı, ama yerine gidiyor, bu da beni çok sevindiriyor.

Kumaş, kıyafet, ayakkabı tasarlıyorsunuz. Başka tasarladığınız şeyler var mı?
Kalıpları da kendim yapıyorum. Koleksiyonların kalıplarını da kendim yapıyorum çünkü istediğim formu biçimi vermem gerekiyor. Bunu da en iyi benim sağlayabildiğimi düşünüyorum. Bir tasarımcının kendisinin o ayarlamayı yapabilmesi çok daha önemli diye düşünüyorum. Ortaya çıkan sonuç da bir başkasının yorumu değil de kendi istediğin gibi oluyor.

Tasarımlarınız arasında yeri ayrı olan bir tasarımınız var mı?
Var. 2012 Koza’da Top Secrets koleksiyonundaki deri ceket benim için çok ayrı, çok bambaşka bir şey. Cidden farklı bir konsepti yansıtıyordu ve bunu hissettirmesi bir kere çok hoş ve uluslararası platformdaki kişiler tarafından dikkat çekmesini çok can alıcı bir şey olarak görüyorum. Kariyerimin en iyi parçası o diyebilirim. Sıçramayı bana o sağladı.

İşte o ceket!


Peki bu ceketin üstüne çıkabileceğinizi düşünüyor musunuz?
Düşünüyorum bunu, güzel şeyler olacağını tahmin ediyorum, o güçte yeni bir şey daha yapmak istiyorum. Aynı o güçte yeni bir şey yakalamak istiyorum. Yapmak istediğim tasarımlar için de motive ediyor beni.

Tasarım süreciniz nasıl geçiyor?
İlk önce kafamda bir fikir çatışması oluyor, yeni bir şey arama ihtiyacı duyuyorum. O süreçte düşünülenin dışında düşünmeye çalışıyorum. Her şeyde öyle. O zaman farklı şeyler çağrıştırıyor kafamda ve bunu kıyafetle bağdaştırıyorum. Belki bir konu, bir olayla, bir araya getirirsem nasıl bir şey olur diye düşünüyorum ve o zihinle birlikte karalamalar yapmaya başlıyorum. Az çok böyle sinyaller veriyor, bu fikir beni tatmin ediyor dediğim anda o karalamalardan yeni şeyler çıkıyorsa hemen uygulamaya başlıyorum. Ama çok kolay olmuyor, çok sancılı bir dönem. Çok kolay kabul edemiyorum ben yaptığımı. Mesela bir koleksiyonda 22 look vardı, 350 çizim yaptım. Hala bile son anda eklediğim detaylar oldu. Mükemmelliyetçiyim, o yüzden biraz zorlanabiliyorum.

Sizce deadline tasarımı öldürüyor mu?
Öldürüyor evet. Zaten sıkıntı yaşadığım nokta da bu. Mesela Fashion Week’in belli bir süreci var. O zamana kadar yetişmesi gerekiyor. İsterim ki ben kendim koyduğum bir tarihte yapayım, kişisel kendi seçtiğim bir alan ve mekanda, ki bu tarz baskılar olmasın. Çünkü o süreçte çok fazla yoruyorlar, işte bir takım mail trafiği, telefon trafiği, onlara uyum sağlamamız için gerekli şartlar koşmaları falan. Diğer tasarımcılarla aynı podyumdasınız, aynı ışıklar, neredeyse aynı saç, aynı makyaj. Tasarımlar dışındaki şeylerin hepsi aynı. Beğeniliyor diyorlar çıkan işleri, ancak ben kendimi çok da büyük oranda yansıtamıyorum orada. Yani belki yüzde 40’ını kullanıyorum potansiyelimin diye düşünüyorum. Ama her koleksiyonda daha farklı imkanlara sahip oluyorsunuz, o anlamda güzel. Gelecek sezonlarda çok daha iyi şeyler ortaya çıkacak diye düşünüyorum.

Bunun dışında kariyerinizde ulaşabileceğinizi düşündüğünüz en üst nokta neresi veya böyle bir hedefiniz var mı?
Dünya markası olmak istiyorum. Uluslararası platformda yer aldıktan sonra hedefim bu yönde. Bir showroomum olsun, ya da her sene defile yapayım değil kesinlikle.

Yani yurtdışına yerleşeceğinizi düşünebilir miyiz?
Evet, bundan iki sene sonra falan o olacak buradaki evre tamamlandıktan sonra. Zaten şu anda o diyalog içerisindeyim, sürekli haberler de orada çıkıyor, o anlamda şanslıyım gerçekten, istediğim noktaya doğru gidiyor. Orada da kolaylık sağlayacak bunlar bana.

Özellikle Londra’da mı devam etmeyi düşünüyorsunuz?
Londra fikrim var evet, ama tabi dışarıdan göründüğü gibi olmuyor ya, orada olmadıkça da onu da çok fazla bilemiyorum. Herkes bir şey söylüyor, kimisi İtalya, kimisi Londra. Bana sanki Londra daha yakın gibi geliyor. Ama oradaki işleyişi de görmem gerekiyor, bana belki hiç uyumlu olmayacak. Ama şu var, her noktada, işte Londra olsun, Amerika olsun, oralarda satış noktaları olacak. Anlaştığım çok iyi mağazalar olacak, oralara koleksiyonum gidecek. Ama yaşama konusunda mutlaka Türkiye’ye gidip gelebilirim, çünkü üretim konusu burada çok daha kolay ve ucuz, ama Londra’da çok daha pahalı. Bu işleri yürütmek çok çok daha zor, o yüzden bir ayağım burada olur, bir showroom, bir şey olacaktır ama ben sürekli gidip geliyor olacağım diye düşünüyorum.



*****

Where does your interest for geometry come from?
Actually, I have an interest in architecture. I was interested in every part of art in my childhood. An architect makes the buildings dress up, and a fashion designer makes the same for people. People first created the places that they live in, and then their clothing. They are really mutual. Sometimes I felt like I was designing a building or I was sculpturing. However I realized that I needed to go in the path of wearability with time. I used it a bit more minimally and tried to show it in details.

How was the attitude of your family about you becoming a fashion designer?
They were modernists and so open to innovation and this helped me so much. I always did what I wanted to do when I was a child, I was not restricted. I fed myself really good in that age. My grandmother is a tailor who made dresses to Turkish movie industry, and that also helped me a lot. Actually there is a really great infrastructure. My family is more modernist than me, they always pushed me further, in education and in fashion design. They gave me many opportunities to express myself.

Have you done anything together with your grandmother?
Sure, she made many of my designs come to real life. I cut them, and I waited for her to assembly them.

You are in the Fashion Incube team and you get a support. Do you think designers would make it if there are no supports or sponsorships?
Designing in Turkey always takes a budget from you, it is a reality. I have never seen a sponsorship that is enough, and you cannot participate in somewhere trusting sponsorships. You already need to have a collection. It is anti-professional in that sense here in Turkey. If you sit and wait for them, you would not even have this job. There are some brands that try to get in the last days in fashion weeks, to be mentioned in the magazines, etc, and I do not find this professional.
Fashion Incube is a nice formation, first of all, there is a support of education. Academicians from London College of Fashion come here and support us, and it is very nice. Fashion Incube gathers known designers that want to become world-known, so it is a bit different.

You used images of experiment tubes in your collection, was it show the diffraction of glass, or was it send a message to the experimentality of your designs? What was the exact message?
It was definitely the experimentality. I love working experimentally, and this is the first collection that is wearable. From now on, we need to get the financial return.  And I made a wearable collection, but I still wanted to show the experimental part of me with the pattern.
(You can find the images of these experiment tubes above in the Turkish part)

Beta (a shoe brand in Turkey) has produced the shoes you have designed in fashion week. Do you have belief in yourself for shoe designing? Will this shoe be serially produced?
I made all my shoes until the last collection before this one. So, the design of these shoes were still done by me, but Beta produced them. It was so great to have them with me. I had thoughts about the shoes being produced serially, but right now it seems like it won’t.
(You can find the images of these shoes above in the Turkish part)

You said that you like to design “clothes without identity that bear artistic value” before. What designs are you mentioning with this quote?
Things that do not look like clothing, that could be mentioned as artwork. Dresses that get out of the term of “clothing”, and become something else.

With your first collection “Positive Resistance”, you wanted to raise awareness about HIV. Do you think that you were able to raise the awareness you wanted to with that collection?
For that term, it gained attention in proper places and made people gather information about it. That was the purpose. But this needs to be done all the time. So we are now making a new project with Pozitif Yaşam Derneği (Positive Life Foundation).

Your designs were criticised before about wearability. Do you think there is anything to be critices about wearability in this collection? Will we see casual designs from you?
You will see casual designs, in the stores that I sell my designs. This time, the collection is absolutely wearable. Before this, I never had concerns of wearability, and I were not meant to have any. Now I have concerns of wearability, but the collection still has my view. People want to wear, and they give orders, so this shows that.

While many designers make designs about the past, you are more innovative. Do you think that this makes you unique?
At some point. I love the near future and timelessness. For other designers, every season there are the concerns for the trends like “Is pink trendy this year?”. This mentality does not fit me. Fashion design is just a tool to reflect what I do. I want to show a different aspect to people.

Do you think there are other aspects that make you unique?
The fact that my designs give a message. They make people feel emotions. This is so great, it is very important to get people into a different atmosphere when they look differently. Because there is an emotion you want to tell, and it is really hard to reflect this on clothing. It is a privilege to be able to do this.

If you had the chance to design for someone you choose, who would it be and why?
I would like to design for Rihanna. I am inspired of her music. I love her, she has a very unique atmosphere. The reflection of her emotions in her songs and to be able to deliver this to people is so extraordinary, and that is why I choose Rihanna.

Will we see you in fashion weeks abroad in the future?
I have plans about it, but I feel like two more years need to pass. Maybe Berlin could be done next summer, but my aim is to go to London. We do a plan for it all the time, but there are things to be done first.

We also see news about you in foreign countries, do you export?
Not right now, but we are in contact about it, because wearable clothing is just now in the collection. The reason that the designs gather attention abroad is the fact that they are so unique. Last June I was in Dazed. It was nice for me. And my first collection was in Diane Pernet, it was a turning point for me. Foreigner bloggers and editors see it better, that is not the same here. It feels like I am living abroad, I get so much more feedback outside. Since my true aim is to become international, it makes me happy.

You design clothes, clothing and shoes. Do you design anything else?
I take the mould myself. I take the moulds of the collections I make because I need to give the form I want to give. And I think I am the person that could do this, not someone else. I believe it is so important for a designer to do this adjustment himself or herself. And the result is not the work of anybody else but yours.

Do you have a design that is special for you?
Yes. The leather jacket in my Top Secrets collection is so special for me, it is something different. It really showed a different concept and you could feel it, and it was great that it gained attention from important people internationally. I can say that it is the best design of my career.
(You can find the images of this jacket above in the Turkish part)

Do you think that you could do a better design than this jacket?
Yes, and it motivates me to go further.

How is your process of design?
First I have a conflict of ideas, I have the need to find something new. I try to think outside the box. Then something new comes to my mind and I connect these to designs. I try to combine thoughts, events and more and I start sketching with that mind. If I am satisfied with the idea and the sketches, I try to apply these. However, it is not easy. I cannot accept what I do. For example, there were 22 looks in a collection and I made 350 sketches. Even now I add last-minute details. I am a perfectionist, and because of this, I might sometimes have a hard time.

Do you think deadline kills design?
Yes, it kills. And this is my problem. For example, there is a specific process of fashion week, and everything needs to be done in that process. I wish to be able to do this at a time I want it to be, and in a place that I want it to be, and no pressures. Because you get tired with the mail traffic, etc, and necessities. You are in the same runway with other designers, same lights, almost the same hair and make up. Everything other than the designs are the same. They say that people like the designs, but I do not believe I am able to show myself there completely. Maybe I am only using 40% of my potential. However, you have better capabilities in every collection, it is nice in that aspect. I believe we will see better Works in the following seasons.

Do you dream about a place that you could get to within your career, or do you have an aim like this?
I want to become a worldwide-known brand. After being in the international platform, my aim is this. It is absolutely not like “I want to have a showroom” or “I want to have a fashion show every season” or else.

So could we say that you will settle abroad?
Yes, two years from now that will happen, after the process here is completed. Right now I am in  that dialogue, and there are news all the time. I am really lucky in that sense, everything is going where I want. And these will make it easy there for me.

Are you thinking about going on especially in London?
Yes, I have plans for London. However, it does not happen like it seems outside, so I am not sure before going there. Everybody says something, Italy, London… I feel London is closer for me. However, I need to see how it goes there, maybe it won’t fit me. Also, my designs will be sold in every place, regardless of where I will be in. For living, I will possibly be going back and forth between Turkey and the place I will be in, since production is way cheaper in Turkey. So I will possibly have a showroom or something in Turkey but I will be going back and forth.




No comments:

Post a Comment

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...