Thursday, September 20, 2018

Gül Gölge Saygı Röportajı

Bu röportaj ilk olarak 2 Mart 2014'te Boğaziçi Üniversitesi Moda Topluluğu'nun websitesi olan bounmoda.com adresinde yayınlanmıştır.

Geçtiğimiz günlerde Gül Gölge Saygı ile moda, hayat, Love My Body markası için yaptığı koleksiyon ve daha birçok şeyden konuştuğumuz bir röportaj gerçekleştirdik. Dilerseniz hemen röportajımıza geçelim.



“TÜRK TASARIMCILARIN KIYAFETLERİNİ DAHA GURURLA TAŞIYORUM”

Sizin hikayenizi kendi ağzınızdan dinleyebilir miyiz?

İzmirli’yim ben. Üniversiteyi kazanınca İstanbul’a geldim. Bilgi Üniversitesi’nden mezunum. Aslında hedefim yönetmen olmaktı. Çok da hoşuma giderdi, çok ilgimi çekerdi. Fiziksel olarak da kamera önüne uygun olduğum için aslında o yolda ilerlemiş oldum. Ama tabi yaptığınız iş televizyon olunca, arkasını bilmek, kamerayı tanımak, aslında bütün her şeyinizi etkiliyor. Sonra evlendim, iki çocuğum oldu. Şimdi böyle devam ediyor. Bir senedir de Love My Body’e bir kapsül koleksiyon hazırlıyorum. Kış koleksiyonunu yapmıştım, yaz koleksiyonunu yapıyoruz. Köşe yazıyorum.

Love My Body ile işbirliğiniz daha devam edecek mi?

Şu anda edecek, eğer ilerlemek istersek, yine beraber olmak istersek olabilir. Ama daha sonra bakacağız, hayatta hiçbir şey belli olmuyor.

İleride peki kendi markanızı yaratıp kendi tasarımlarınızı yapmayı düşünüyor musunuz?

Aslında bana çok önce, bu işten önce de böyle şeyler soran çok oldu ama çok büyük bir sorumluluk. Yani ben şimdi en keyifli kısmıyla ilgileniyorum, kumaş getiriyorlar, onu beğenmiyorum, öteki kumaşı istiyorum, o kumaşın gelmesi 3 hafta sürüyor. İşte gümrükte takılıyor, bir şey oluyor. Ya da kumaş çok pahalıya geliyor, bu sefer diğer fiyatları etkileyeceği için istediğin şeyi yapamıyorsun ya da çok fazla insan çalışıyor, yani o kısmı biraz bana daha zor geliyor açıkçası ama belli olmaz. Dediğim gibi, şimdi yapmam derim, sonra yaparım. Belli olmaz.

İçinize sindi mi çıkan sonuç?

Evet, evet, çok şükür. Ben zaten çok büyük bir iddiayla da girmedim. Hatta bana böyle bir teklif geldiği zaman “Ben hiç böyle bir şey yapmadım, nasıl tasarımcı olacağım?” dedim, ve “Siz gardırobunuza bu sezon ne katmak istiyorsunuz, onu tarif edeceksiniz. Görsel gösterebilirsiniz, kesim gösterebilirsiniz. Renkleri skaladan seçeriz” dediler. O şekilde ilerledik. Şimdi mesela bu yaz koleksiyonunda daha rahat ilerledim. Artık öğreniyoruz herhalde yavaş yavaş.

Türk tasarımcılara destek verdiğiniz biliniyor. Sizin sayenizde kariyerlerinde büyük adımlar attıklarını söylüyorlar. Bu konudaki düşünceleriniz neler?

Yani artık bizim ülkemizde her şey o kadar ilerledi ki, herkes kendini geliştiriyor. Alışveriş mesela, yurtdışından yapardık hep, şimdi hiçbir şeye gerek kalmadı, her şey var. Onun gibi bir şey aslında yani. Türk modacılarının da ben zevkine çok güveniyorum. Benim için en önemli şey zaten kalıp ve dikiştir. Çok çok başarılı ve çok temiz işler çıkıyor gerçekten. O yüzden çok zevkle giyiyorum. Bir de Türk birinin yaptığı bir şeyi daha bir gururla taşıyorsun, daha hoş, daha değişik bir şey.

Yine de çok fazla dünyaya açılamadı hala Türk tasarımcılar.

Bunun için aslında Hakan Yıldırım var, Arzu Kaprol var, birkaç tane daha isim var. Bunlardan bazılarında gerçekten o cevher var ama desteğe ihtiyaç var. Çok kolay işler değil bunlar gerçekten. Biz aslında moda açısından ilerlemenin, dünya markası olmanın ülkece ne kadar önemli olduğunu benimser ve farkedersek o zaman belki bir ülke desteği veya sponsor desteği olabilir. O yüzden de biraz ülkenin bilinçlenmesi gerekiyor. Çünkü gerçekten çok parlak isimler var, mesela ADL’de benim çalıştığım Nesrin Top diye bir tasarımcı var, inanılmaz başarılı bir kız, kendi lineını yapıyor o da. Yani gerçekten çok yetenekli insanlar var. Desteklenmeye ihtiyaçları var. “Siz tanınan bir isim olarak ne yapıyorsunuz?” derseniz işte biz giyerek tanıtıyoruz, beğendiğimiz markanın ürünlerini dolabımıza ekliyoruz. Bunu daha bir devlet politikasıyla biraz da güçlendirmek lazım.

En beğendiğiniz Türk tasarımcılar kimler?

Arzu Kaprol’u çok beğeniyorum, Mybestfriends’i çok beğeniyorum. Hakan Yıldırım’ı beğeniyorum. Hepsinden de kıyafet giydim ve hakikaten inanılmaz Arzu Kaprol’un tuvaletleri falan. Mybestfriends’in pantolonları, elbiseleri. Hakikaten çok hoş.

“YAPTIĞIM İŞLERİN HEPSİ BİRBİRİNE DOKUNUYOR”

Peki Mercedes-Benz Fashion Week İstanbul hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce yeterli seviyeye ulaştı mı? Yurtdışıyla kıyasladığımızda ne gibi değişiklikler yapılabilir daha da gelişmesi için?

Yurtdışında tabi yıllardan beri yapılan bir şey ve artık yani bu işe yön veren insanların yaptığı bir şey. Ama orada da bu ülkeler bunun bilincinde ve buna yeterli desteği veriyorlar. Kurulum anlamında olsun, başka şekillerde olsun. Orada bu olay daha profesyonel ve bilinçli bir şekilde dönüyor. Yani o anlamda biraz daha desteğe ihtiyacı var diye düşünüyorum. Ama her geçen yıl daha iyi olur diye umuyorum. Sonuçta biz de buraya niye gidiyoruz, hem destek olmak için, hem de beğendiğimiz modacıların kıyafetleri görmek için. Bizim elimizden bu geliyor. Ama daha bilinçli olabilir, daha ciddiye alınabilir büyükler tarafından. Daha iyi olacak diye düşünüyorum ama şu anda bile çok başarılılar.

Lokasyon seçimi hakkında sizin görüşünüz nedir? Bu moda haftası Karaköy Antrepo 3’te yapılacak Kuruçeşme Arena öncesinde olduğu gibi.

Ben Tarlabaşı’nda yapıldığı zaman daha bir hoşlanmıştım, daha bir hoşuma gitmişti sanki. Geçen sene Kuruçeşme’deydi, oranın da yeri güzeldi ama bilmiyorum başka problemler mi yaşadılar, nasıl oldu bilmiyorum. İstanbul Modern’deki de güzeldi. Yani yerin çok da önemi yok aslında galiba. Yeter ki gerekli özen verilsin, gerekli geri dönüşler alınsın.

Sizin en çok keyif aldığınız şey hangisi oldu; tasarım yapmak mı, sunuculuk mu, oyunculuk mu, köşe yazarlığı mı?

Aslında bu iş dallarına baktığınız zaman hepsi birbirine dokunuyor. Ben okulda televizyon gazeticiliği dersi de aldım, sanat dersi de aldım, kamera kullanmayı da öğrendim, Türkçe dersi de aldım, yani bu yaptığım her şey aslında sanatla ilgili. Bir yerden birbirini tutuyor. O yüzden hepsini de seviyorum. Yani oyunculuk daha başka bir şey, biraz daha içinde olması lazım. Daha farklı bir dal, onu biraz daha ayrı tutuyorum. Ama benim diğer yaptığım her şey, moda olsun, yazarlık olsun, ya da televizyon olsun gerçekten hepsi konuşmaya, fikirlerini sunmaya ait şeyler. O yüzden hepsini de seviyorum.

Yönetmen olma hayaliniz olduğu biliniyor. Bununla ilgili bir şey yapmayı düşünüyor musunuz?

Hep düşünüyorum aslında. Hakikaten isterim böyle bir şey deneyimlemek ama o kadar da kolay bir şey değil. Çok kısa film çektik okulda. Birbirimizin filmlerini de çektik, birbirimizin filmlerinde de oynadık. Ama bu onun gibi bir şey değil yani, bu konuda zamanla ve parayla yarışıyorsunuz. Bunlar kolay işler değil. Böyle bir şey yapmak için de diğer şeylerden kanalize olup ona odaklanmak lazım, ben de herhalde şu an onu yapamam ama ileride belli olmaz.

“Kafama uyan bir proje olursa ekranlara dönebilirim” diye açıklamalarınız olmuştu. “Aktüel, konuklu, sohbet havasında” diye bahsetmiştiniz, ama kafanızda net bir şey var mı? Daha açabilir misiniz?

Bir lifestyle programı olabilir diye düşünüyorum. Yine bir sohbet içerikli ve bildiklerini paylaşacağın, yeni şeyler öğreneceğin bir şeyler olabilir. Ya da bir eğlence programı olabilir ama orada da görsel olarak durmak değil de hani bir şeyler konuşmak, 4-5 kişinin olduğu bir açık oturum şeklinde bir program gibi. Aslında benim gerçek işim o ama, şu anda hem bu tasarımcılık, hem köşe yazarlığı var. Köşe yazısı dediğin de bir anda çıkmıyor yani. Çok enteresan bir şey. Düşünüyorsun, ben mesela buraya gelirken “Şunu yazarım, şu olmaz, bu olur” diye sürekli kafamı meşgul eden bir şey. İçime sinen, bunun içinde olmalıyım diyeceğim bir şey olamlı. Oraya gitmek için can atmam lazım, gerçekten içime sinmesi lazım.

“BİZ SADECE KAPAKLARI OKUYAN BİR MİLLETİZ”

Türkiye’de modayı nerede görüyorsunuz? Moda algısı sizce ne seviyede?

Bence insanlar çok bilinçlendi. Yani söylüyoruz, çok fazla internette vakit geçiriyoruz diye ama hakikaten bir faydası oluyor. İnsanların bakış açıları genişliyor. Bunun eğitimle de çok alakası var. Eğitim seviyesi arttıkça da insanlar neyin yanlış, neyin doğru, neyin çirkin, neyin güzel olduğunu farkedibiliyor, tabi ki biraz göreceli olarak. Ben mesela marka tutkunluğunun biraz daha itici olduğunu düşünüyorum. Yani bir kadının Zara bir tişörtle Hermes çanta takması çok cool geliyor veya bir H&M tişört ile bir Chanel çanta takması benim için çok güzel bir görüntü. Ama artık çok başarılı stylingler var, çok başarılı editörler var. Biraz okumayı sevmeyen bir milletiz aslında. En büyük eksikliğimiz bence bu. Biz sadece kapakları okuyoruz, başlıkları okuyoruz. En ufak metni bile okumaktan çekiniyoruz. Böyle bir kesim var, ben bunun için üzülüyorum yani. Hakikaten çünkü, bugün bizden daha ileride olan ülkelerin hepsinde bir okuma alışkanlığı var. İnsanlar otobüste, metroda, durakta, her yerde kitap okuyorlar. Ama bizim ülkemizde bu yok. Bence bu ülke daha eğitimli bir ülke olsaydı, şu anda sadece modada değil, birçok alanda çok daha farklı olabilirdik. O yüzden de her şey okumakla olur diye düşünüyorum. Bakmakla görmek diyoruz ya, ben hayatımı onun üzerine kurarım. Yani bir şeye bakmakla görmek arasında çok büyük fark var. Görmek için de biraz bilgi sahibi olmamız gerekiyor. O yüzden bir dergiyi takip edebilirsin, veya bir yazarı sevmelisin, bir yerde bir cümlesini gördüğün zaman “Aa, bu onun cümlesi, onun yazısı” diyebilmeli, tanıyabilmesin. Veya ikinci bir kitabını bekleyeceği biri olmalı insanın hayatında. İşte bunlar bence insanların vizyonlarını geliştiren şeyler. Moda anlamında baktığım zaman, tabi ki hayat değişiyor. 1 sene önce değil, 2 hafta önce giydiğim bir şeyi de beğenmeyebilirim. Eskiden burgular vardı, şimdi baktığımda “Bu ne ya, inanamıyorum, bir de beğenmişim kendimi”  diyorum. Bu değişen bir şey sonuçta, hani hayatın kendisi değişken çünkü. Bu gün beğendiğini yarın beğenmiyorsun.

İnsanlar geçmiş zamanlara göre size sosyal medya ile çok daha kolay ulaşabiliyorlar. Bu konudaki düşünceniz nedir? Twitter hesabınızın kilitli olmasının da nedenini öğrenebilir miyiz?

Twitter hesabımı artık takip edemiyorum, 1000 kişi bekliyor şu an mesela, artık kabul edemiyorum. Ama şu yüzden bekletiyorum; 11 bin kişide hiçbir problem yok, fakat bu yumurta kafalar tuhaf tuhaf geldi mi ondan rahatsız oldum. Bu sefer de yumurta kafaları silerek devam ettim. Sonra onunla da uğraşamadığım için o kadar, kaldık yani. Senin gibi düşünmek zorunda değil herkes, sevmek zorunda değil ama yumurta kafayla, yanlış bir isimle, fikrini yazarsan ben seni ciddiye almam. İyi de yazsan almam, kötü de yazsan almam. Kendini koy güzelce oraya, aç resmini de. Ben de sana sorayım, cevap vereyim. Mesela kötü niyetli yazılmış yorumları niye siliyorsunuz diyorlar. Ben de silerim, orası benim galerim, benim sayfam. Niye silmeyeyim, kendi zevkin için benim sayfamı kirletmene izin vereyim? Mesela bir başkasıyla ilgili de kötü bir şey olsa silerim. Geçen günlerde ölen Philip Seymour Hoffman’a başsağlığı dilemek için bir fotoğraf paylaştım, “Siz onun neden öldüğünü biliyor musunuz?” da, bilmem nedir. Ne farkeder? Kendini mutlu etmek için bunu yazamazsın. İki üç arkadaşınla bir şey koyuyorsun, oradaki bir tanesini sevmiyor, hadi bakalım yazıyor. Bunu ben niye tutayım ki? Onu o yüzden kapattım, o anda öyle bir esmişti, yumurta kafalardan bir sinir gelmişti. Ama şu anda açabilirim belki.

“HAYAT SİZ PLAN YAPARKEN KARŞINIZA ÇIKAN ŞEYDİR”

Sunuculuğu ünlü olmak için yapmadığınızı, ve davetlere cemiyet hayatında olmak için girmediğinizi söylemişsiniz. Peki Gül Gölge Saygı’nın hayatında her şey gelişigüzel mi ilerler? Hayatı hep akışına mı bırakırsınız?

Aynen öyle. Ben zaten Kanal D’de başladığım zaman tanınıyordum. Türkiye’nin en büyük kanallarından birinde prime timeda program yapıyordum. O zaman şimdiki gibi değil ki. Ben de küçüktüm; ne bir styling var, ne bir şey. Öyle yap, böyle yap. Şunu demek istedim, ben fotoğraflarımı tanınmadan önce tanınmak için çektirmedim. Tuhaf tuhaf kıyafetler, garip garip makyajlar. Korkunç yani. Her şey değişiyor insanın hayatında. Ben çok tanınıyor muydum, onun bile farkında değildim. Okula gidiyordum, akşam programı sunuyordum, ertesi gün yine okula gidiyordum. Hayatım okulda geçiyordu benim. Bir kot bir Converse, öyleydi hayatım. Sosyalleşmedim hiç, çıkayım gezeyim derdim yoktu. O yüzden onları ünlü olmak için değil, zaten ünlüyken çektim. Zaten tanınıyordum. Cemiyet hayatı dediğimiz şey de zaten aslında hani bir yere gidersen sen de cemiyet hayatında oluyorsun. Gitmezsen olmazsın, gidersen olursun. Bu kadar basit. Çok önemsenecek bir şey değil yani. Çalışmıyordum geçen sene, davetlere gidiyorsun, “Bana gelmedin” diyorlar, ona gidiyorsun, öyle öyle geziyorsun, ne oluyor, bu sefer fazla gündeme geliyorsun. Onun dışında herhangi bir şey yok. Şimdi çalışıyorum. İnsan çalışmadığı zaman da hep evde mi oturacak? Ne yapacaksın? Gezeceksin tabi ki, bir şeyler yapacaksın.

Sosyal sorumluluk projelerinizde genel olarak hayvanlar ve hayvan barınakları ile ilgili olan projeler ön planda. Bunun belirli bir nedeni var mı?

Gidemesem de bu tarz etkinliklere hep biletimi alıyorum, çünkü iyi bir yere gittiğini biliyorum, güvendiğim kuruluşlar oluyor. O yüzden aslında insan, hayvan diye ayırmıyorum. Belli bir nedeni yok. Geçtiğimiz sezon Bolluca Hayvan Barınağı için tişörtler yapmıştım, bu sezon ise Koruncuk Vakfı için olacak. İnanılmaz da talep oldu. Ayrıca tişört olması da iyi oldu, hani para yardımı olunca insanları korkutuyor bir yandan ama tişört olunca aynı zamanda giyilebilecek bir şey olması güzel oldu. 25-30 tane kulübe yaptık ki o kulübeler dünyanın parası. O yüzden de elimden ne geliyorsa yapıyorum şahsi olarak, ki ben Love My Body ile anlaşmak için otururken dedim benim bir şartım var, bir yardım kuruluşuna, bir yere bir şey yapacağım. Çok büyük bütçelerle yardımcı olanlar da var ama herkesin bütçesi buna müsait olacak diye bir şey yok. Ama elinden gelen, hoşuna giden orada tık diye alıyor, bir faydası dokunuyor. Onun o iç huzuru da yetiyor insanlara.

Gelecek planlarınız var mı? Yoksa gelecek konusunda da plansız mısınız?

Hayat siz plan yaparken karşınıza çıkan şeydir. Hayatta bir saniyenin bile sonrası belli değil aslında. Ben yazın bile plan yapmaya korkuyorum. Allah’ın izniyle, inşallah, diye diye oluyor. Belli değil ne olacağı çünkü, hiçbir şey için belli değil. O yüzden isteklerin, arzularım olur. Çocuklarımın mutlu bir birey olmasını isterim. Bir spor dalında başarılı olsunlar isterim. İyi bir eğitim hayatları olsun isterim. Sağlık, sıhhat isterim. Bunun dışında ben mesela tasarım yapayım gibi düşüncem de yoktu. Yani “Ben bunu yapacağım” demek çok boş. Bunu düşünecek vaktim de yok, çocuklar, aile, çalışma hayatı, bir şekilde oluyor.

Peki eşiniz planlı mı?

Eşim daha planlıdır. Mesela onun 2-3 ay sonrasındaki toplantıları bile kayıtlıdır, tabi iş adamı olduğu için, daha planlıdır. Daha realisttir. Ben de realistim bir taraftan ama, ben daha farklı bakıyorum.

Günlük hayatınız nasıl geçiyor?

Günlük hayatım çocukların okuluyla başlayarak geçiyor. İlk işim kahve içmek, hemen gözümü açar, kahvemi içerim. Dergilerimi okurum. Gazeteleri okurum. Akşam bir bölümünü bitiremediysem kitabımın, onu bitiririm. Sonra spor yaparım veya gün içinde bir toplantım varsa ona giderim, bir sözüm varsa oraya giderim. Sonra çocuklar gelir. Bazen çocuklarla sinema, tiyatroya gideriz. Çocukların okuldan sonra yüzme dersi, basketbol kursu oluyor, öyle geçiyor.

Favori cilt bakım ve makyaj ürünleriniz neler?

Ben aslında bütün ürünlerimi hep dönüşümlü kullanıyorum. Memnun kalsam da cildim ona bağışıklık kazanmasın diye mutlaka bir ara veriyorum, başka bir ürün kullanıyorum, sonra onu tekrar kullanıyorum. Daha çok artık dermokozmetik ürünlere döndük. Onun dışında mesela ben La Mer’i çok beğeniyorum, özellikle göz kremi vazgeçilmezim. Ama ona da kıyamıyorum, korkuyorum cildim alışacak diye. Mutlaka değiştiriyorum. La Roche-Posay’ı beğeniyorum. Dr. Murad’ı beğeniyorum. Bunlar hep elimin altında olan kremler. Makyaj olarak da Chanel, Tom Ford ve M.A.C’in ürünlerini beğeniyorum. Onun dışında, Dolce & Gabbana’nın da ürünü var, Marc Jacobs da çıkardı. Hepsinden birkaç tane deniyorsun. Değişmeyenler dediğim gibi Chanel, Tom Ford ve M.A.C.

No comments:

Post a Comment

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...